Steril okullar, steril çocuklar.. Blog / Çocuk

ilkokul seçimi

Geçtiğimiz haftasonu Montessori Derneği’nin düzenlediği Ali Koç’un sunduğu “İmdat, veli oluyorum!” seminerinde hem dernek gönüllüsü olarak görevli, hem de bir blogger/çocuğu ilkokula başlayacak masum veli olarak dinleyiciydim. Ali Bey’in keyifli sunumunu her ebeveynin dinlemesini tavsiye ederim. Bilgi aldığınızı fark etmeden eğlendirerek sizi dolduran bir sunum uzmanı bence kendisi.

Şimdiki velilerin bir inancı var dedi; “Ya bu çocuğu heder edersem?” Çünkü herkes kendi çocuğunu ortalamanın üzerinde yetenekli ya da zeki sanıyor ve doğru seçimlerde bulunmazsa bu “üstün” yeteneğin heba olmasından korkuyor. Ya da benim yorumumla bizim jenerasyon anne-babalar kendilerini heba edilmiş, heder olmuş yetenekler olarak görüyor ve çocuğunu bu durumdan korumaya, kurtarmaya çalışıyor. Buna ben de dahilim ve böyle yapmaya çalıştığımı da Ali Bey’in bu sözleriyle fark ettim. Oysa “üstün” olsanız da olmasanız da özellikle ilkokulda “hayat deneyimleri” ile yetişmek çok önemli diyor. En büyük karar verme hatası; bütün velilerin sizin gibi, bütün çocukların da sizin çocuğunuz gibi olmasını istemeniz.. Bu da memleketimizin geçmeyen hastalığı “ötekileştirme”nin eğitim dünyasına yansımış versiyonu. Hiç bir alanda ötekileştirmeyi istemeyen, demokratik olduğunu iddia eden bazı yeni nesil ebeveynler-bizler, çocuğumuz okulda kendi fanusunda yaşamaya devam etsin diye seçim yapıyoruz. Farkında olarak veya olmayarak bir getto oluşturma çabasındayız. Bundan vazgeçmek çok zor. Bu zorluğu bizzat Ali Bey de yaşamış; oğlu ilkokula başlarken yakınlarındaki devlet okulunda genç bir öğretmen seçmiş, onu tanıyanlar, öğretmeni tanıyanlar, onun için yanlış bir seçim olduğunu dile getirmiş. Herkes Abbas Hoca’yı seç derken Ali Bey kararında ısrarcıymış. O muhafazakar ben değilim, çocuğum benim gibi olmayan birileriyle de olmalı diyerek okulun ilk günü sınıfa girmiş. Ve sınıfta çoğunluğun yanında yaşadığı “öteki” olma hissi yüzünden “oğlum yanlış sınıfa girmişiz” diyerek Abbas Hoca’nın sınıfının yolunu tutmuş. Yani her ne kadar siz yapmayın diyorsa da kendisi de bir yere kadar bu görüşünü sürdürebildiğini belirtti. Yine de ilkokulda öğretmenle ilgili geri bildirimleri dikkate alın, 2 kişi o öğretmen size uymaz diyorsa dinleyin dedi.

İlkokulda hep öğretmen seçin derler. Ali Bey de öğretmen seçin diyor, ama başkalarının öğretmen hakkında görüşlerini dinlerken yorum yapan kişinin bakış açısı ve beklentisi sizinle aynı mı ona bakın. Öğretmen sesini yükseltebilir, sınıf ortamında negatif şeyler yaşanabilir, bunları çocuk doğalında yaşamalı, korumacı davranış olmamalı.

Öğretmen seçiyor olsanız da çocuğun öğretmene maruz kalma oranı azalmalı yani sınıflar kalabalık olmalı çünkü o yaşta en iyi ilişki geliştireceği kişiler diğer çocuklar. Radar altı iletişimi denen kavramı ilk defa duydum. Yetişkinden arıtılmış bölge demekmiş, çocukların birbiriyle birebir iletişimde olduğu zamanlar yani çocuğun yaratıcılığını ortaya çıkarabileceği anlar..sürekli bir yetişkinin gözetiminde olduğu anlar, radar altı iletişimin olmadığı anlar bu yüzden azalmalı, çocuk sayısı 20’nin altında olmamalı dedi Ali Bey.

Bir okulla ilgili en iyi bilgi alma yeri civardaki parklarmış. Ve de parka torunlarını getiren anneanne-babaanne ve dedeler en güzel bilgi kaynaklarıymış.

Özel okul mu devlet okulu mu kararında kötünün iyisine razı olun dedi. Ülkemizde “özel okul” kavramının diğer ülkelerden farklılığından bahsetti. Finlandiya’dan verdiği örneklerde pedagojik felsefi yaklaşımı olan (montessori gibi) okulların özel okul olduğunu belirtti. Ben Kanada eğitim sistemini tanıdığımız gezi sırasında da aynı sistemi onlardan duymuştum, orada özel okul demek ya özel bir pedagojik yaklaşım ya da dini eğitim demekti. Oysa ülkemizde “özel okul” denince standart bir eğitimin verildiği “paralı okullar” anlaşılıyor. Bu noktada standardın üstünde sosyal-sanatsal faaliyetler/eğitimler/kurslar verdiğini söyleyen okulların 40.000TL üstü olması gerektiğini söyledi. Hatta 15.000TL’nin altında olan okulların iyi bir özel okul olamayacağını, öğretmenine tatmin edici bir maaş veremeyeceğini belirtti. Ayrıca çocuğun tüm gün okulda kalarak her faaliyeti orda yapmasına da karşı Ali Bey. Okul dışında başka çocuklarla da sosyalleşsin, ilişki kursun, o ilişkilerle zenginleşsin diyor.

Peki gideceği ilkokulun anasınıfına gitmeli mi diye sorduk; bu çocuğun ihtiyacı değil okulun ihtiyacıdır dedi. Yani okullar kendi kolaylıkları ve amaçları uğruna böyle bir kural veya algı yaratıyorlar, biz veliler de bunu “gerekli” zannediyoruz. Oysa özellikle anaokulunda akademik eğitimin çocuğa zararı olduğunu, bundan özellikle kaçınmamız gerektiğini söyledi. Çocuğun oyun, eğlence ihtiyacının yerine akademik bilgi koymanın zararlarını Eğitimpedia’da yayınlanan şu yazıda görebilirsiniz.

Konuşmasına başlarken ilk slaytı olan A-tik-tuk ile de sözlerini bitirdi. A-tik-tuk; anne ve bebek kutup ayılarının yiyecek bulmak için denize doğru yaptıkları ilk yolculuk..Bu yolculukta anne kutup ayısı, bebekleri bir yeri aşamadığında, takıldığında gelip yanlarında bekliyor ve duygusal destek veriyor yani “ben burdayım, korkmana gerek yok” diyor ama o engeli aşmasını sağlamıyor, kendi kendine aşmasını bekliyor. Bizler de çocuklarımızın bireysel gelişim yolculuklarında kendi kendine devam edebilmelerini sağlayacak desteği vermeli ama onların kendi ayak izlerini yaratmasına engel olmamalıyız diyor Ali Bey.

Bir arkadaşım, aslında hiç istemediği bir okula “kötünün iyisi, elimizde bu var n’apalım” diyerek kızını gönderdi. Yıl içinde tekrar nasıl bulduğunu sorduğumda, pazarlama çalışmaları bu kadar göze batmasa nerdeyse çok iyi bir okul olduklarına inanacağım dedi. Ama çocukların yemeklerinden, yaptıkları resimlere kadar her şeyi “biz bunu yapıyoruz bakın” diyerek göze sokma ve karşılığını alma çabaları olan bu sistemde yani maalesef “paralı okul” düzeninde; “olması gereken” ve “normal” yani bizim Finlandiya veya Kanada’da görüp de özendiğimiz bir okulun olması çok zor. Sanıyorum tüm bu bilgi ve deneyimler ışığında ben ticarethaneden daha çok “eğitim yuvası” hissi veren bir okul bulma çabasında olacağım. ne kadar başarılı olabilirim, emin de değilim.

Büyüsek de, anne-baba olarak da hala yakamızdan düşmeyen bu nalet sisteme saygılarımı sunarım..

 

  • Semineri düzenleyen canım derneğimize, biricik okulumuza ve sevgili Ali Bey’e teşekkürlerimle..

 

 

 

 

 

 


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir