Her şey bir toz bulutuydu… Blog / Yaşam

2010 yılından beri blog yazarıyım, 2011 yılından beri de bir web sitesi ve sosyal platform sahibiyim. Bu işe ilk başlayan “blog yazan anneler”denim diyebilirim sanırım. İlk yazmanın bir önemi olduğu için değil, sürecin gelişimine şahitlik ettiğimi anlatmak için bunu belirtiyorum. Kendime artık “blogger” diyemiyorum çünkü blog yazmayan kişilerin de aynı titr ile aynı piyasada iş yaptığını görüyorum. Bu yüzden bu “etiket”in beni tarif etmediğini, yaptığım işi ve beni anlatmadığını düşünüyorum.

Bu işe 2010’da profesyonel olarak başlamadım, kızım ve kendime bir günce tutmaktı amacım. Sonradan hem yazmayı çok sevdiğimi keşfettim, hem de sosyal medyada paylaşmayı…Bu yüzden Uykusuz Anneler Kulübü “twitter”da yani sosyal medyada doğmuş, sonradan web sitesi kurulmuş bir platform. 2010 yılından günümüze içerik üretmenin, içeriği paylaşma gücünün, içeriğin insanlar üzerindeki etkisinin nasıl katlanarak arttığını gördüm. Son 3 yıldır da profesyonel olarak “blog yazarı, içerik üreticisi ve topluluk/platform yöneticisi”yim. Bloglar eskisi gibi okunmuyor denen şu dönemde, hem Uykusuz Anneler Kulübü yazılarının, hem de kendi kişisel yazılarımın daha da fazla okunduğuna şahidim.

Ve fakat gelişmekte olan bu sektörde yani dijital yayın dünyasında “bu işte bir yanlışlık var” dediğim çok yaklaşım ve çalışma şekli ile karşı karşıya geldim. Çeşitli ortamlarda da bir birlik olmamız, birlikte hareket etmemiz gerektiğini bir kaç defa dile getirdim. Ama olamadık…

Olamadık çünkü dijital dünyada artık çok farklı çalışma alanları ve çalışma şekilleri var. Bir doğru yok, bir mecra yok, bir alan yok. Çeşitli şekillerde “influencer” yani (çevirisini tam sevmesem de) kanaat önderi olabiliyorsunuz. Bunun için blog da bir araç, facebook, instagram, twitter ve snapchat gibi sosyal mecralar da bir araç ya da artık video zamanı diyenler için youtube da… Araç sayıları gün geçtikçe artıyor.

“influencer” lar ne işe yarıyor?
Markalar ve ajanslar için influencer ne demek?
Takip edenler, okuyanlar için ne demek? Hala her şey bir toz bulutu diyebiliriz.

Hatta geçenlerde katıldığım bir etkinlikte bir firma sahibinin konuyla ilgili serzenişleri de toz bulutunun içinde bir markanın bizlere nasıl baktığını daha iyi anlamamı sağladı. Çeşitli markaları Türkiye’ye getiren köklü bir kuruluş sahibi olan beyefendi; bir blogger annenin, bir markanın bültenini alıp bloguna koyduğunu, tıkladığınızda haber mi okuyorsunuz bülten mi anlaşılmadığını, bunun da etik olmadığını söyledi. Bu konuda bir yasal düzenleme yapılmakta olduğunu ve artık “blogger”lar için de bir yayın kanunu geleceği haberini verdi. (Bu konuda bilgi sahibi olan bir arkadaş varsa detaylarını bizlerle paylaşırsa sevinirim.) Öte yandan aynı beyefendinin derneğinin düzenlediği, içeriği çok değerli olan anne-bebek sektörü ile ilgili bu etkinliğe Uykusuz Anneler Kulübü davet edilmemişti. İçeriği bir arkadaşımdan öğrenince kıymetli bilgiyi yazmaya ve aktarmaya önem veren bir platform olarak kendimizi davet ettirdik :) Bu etkinliğe davet edilenler arasında blogu dahi olmayan kişiler varken “blogger” lara serzenişin de aslında bu konudaki toz bulutu ve belirsizlik, bilgi/kavram karmaşası yüzünden olduğunu düşünüyorum.

Peki markalar bu noktada ne yapmalı?
Kendilerini/ürünü anlatacak doğru kişileri nasıl seçmeli?
Bir liste alıp blogu bile olmayan, etkileşimi olmayan ya da etkileşimi/takipçisi o marka ile örtüşmeyen kişiler ile yapılan etkinlikler, tanıtımlar ne işe yarar?
Tüm bu çalışmaların satın alma kararına etkilerini analiz edebiliyor musunuz?

Öte yandan içerik üretenler, kanaat önderleri takipçilerinden/okuyucularından neler bekliyor?
Okuyucu ve takipçiler bu kişilerden neler bekliyor?
Neden yurtdışında “influencer” ların reklam postlarından kimse rahatsız olmazken Türkiye’de hemen onlarca negatif yorum “bu da reklama başladı” ya da “size hiç yakıştıramadım” gibi tepkiler alıyoruz?
Bu işin bir “iş” olduğu gerçeği nasıl kabul ettirilmeli?

Dijital yayın gücü görselde göreceğiniz gibi kadınların ellerinde, peki bu gücün değerinin farkında mıyız?
Kadına şiddet, kadın hakları, kadın dayanışması için bu güç ile neler yapılıyor, neler yapılabilir?

İşte tüm bu toz bulutu içinde bir yol arıyoruz, herkes yolunu çiziyor. Bu yollar nereye çıkıyor ya da iniyor bir kaç sene içinde göreceğiz.

Bu yazıyı yazma sebebim başkaydı ve fakat şu anda asıl sebebi yazmaktan vazgeçtim. Bu haliyle bile bir şeyleri düşündürmeye, harekete geçirmeye yeter sanırım.

Toz bulutunda iz bırakanlardan olmak dileğiyle…

görsel www.slideshare.net ten alınmıştır


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir