Gözyaşlarını bulan çocuklar… Blog / Çocuk

Yeni bir kelime öğrendim; “incinebilirlik”
Çok sevdim, çok iyi geldi bana. Sevgili Nilüfer Devecigil’in “Akran Zorbalığı” konulu seminerinde yine kendimi masaya yatırırken bulduğum sırada, “incinebilir” olduğunu kabul et dedi. Bugünlerde bolca yargılarken kendimi, pek hoyratça davranırken…Neden böyle, neden böyleyim derken; cevaplar aramadığınız yerlerde karşınıza çıkıyor.

İncinebilirliği anlamadan zorbalık çözülemiyor. Ebeveyn-çocuk ilişkisi hiyerarşik bir ilişki. Dominant olan taraf yani ebeveyn, hakim olma duygusunun içinde incinebilirliğe izin vermezse zorbalık çıkıyor ortaya. Ebeveyn olarak günümüzün %47’si otomatik pilotta geçiyor ve otomatik pilot sol beyin ile çalışıyor. Yani görev adamı, duygusu yok! Oysa sağ beyin öyle mi, canım benim, o ilişki adamı. Sağ beyinle kuruluyorsa o ilişki, çocuk ilişki içinde annesini hissediyor, duyuyor, güveniyor, kendi de duyulduğunu, görüldüğünü hissediyor. Dominant karakter yani anne sağ beyinle çocuğun duygusunu da görüyor, kabul ediyor, izin veriyor. Sol beyinde ise komutlar var; elini yıkadın mı, dişlerini fırçaladın mı, o tabak bitecek!

Sol beyin ile çocuğun incindiğini göremiyorsunuz. Zamanla görülmeyen duyguyu çocuk da yok saymaya çalışıyor. Ebeveyn olarak da zorbalık yapabiliyoruz zaman zaman…Eğer çocuk üzgünüm, korkuyorum demiyorsa, ağlamıyorsa, eve gelip okuldaki olayları anlatmıyorsa, gözyaşlarını bulamıyorsa bir sorun var demek. İlişkide güvende hissetmiyor demek…Eve geldiğinde bir şeyleri dışarı vurmaya başladığı an, duyguya girdiği anlar fırsat anları. Genelde akşam zamanları, yatma vakitleri en iyi anlar. Düzeltmeye çalışmadan, tavsiye vermeden, yargılamadan gözyaşlarını bulmasına izin verdiğinizde içten dışa değişim oluyor. Çocuğun ilkel duygusal beyne adapte olması için gözyaşlarına ihtiyaç var. Bu sayede çocuğun beyni karışık duyguları duyabilme kapasitesini öğrenmiş oluyor. Gözyaşlarını buldukça “anne senden nefret ediyorum” yerine 6-7 yaşlarında “anne seni seviyorum ama sana kızgınım” gibi 2 karışık duygu bir arada çıkabiliyor. Bu kapasiteden önce ilkel beyin hareketli olduğu için özellikle kardeş ilişkilerinde biri hassas diğeri daha saldırgan ise o saldırgan olan gözyaşlarını bulamamış demek…O saldırgan çocuğumuzun gözyaşlarını bulmasına yardım etmeliyiz. Bu süreçte iyi planlama yapmak gerekiyor, birbirlerine giren kardeşleri ayırırken hakim/savcı olmadan “zorlanıyorsunuz, regülasyonunuz bozuldu” diyerek önce güvenliği sağlamalı. Ağlayanı hemen regüle edebilirsiniz. Agresif olanı ise ağlamadığı için o an regüle etmek mümkün değil, zaman içinde saçma sebeplerle de olsa ağlamasına izin vermek, duygusunu dışa vurmasına müsade etmek gerekiyor. Hiç bir zaman kendi ilişkinizi yani anne-çocuk ilişkisini tehdit olarak kullanmamalı, çocuk ne olursa olsun ilişkide güvenli hissetmeli.

Çocuk annenin dominat olduğu ilişkide şefkat de görüyorsa incinebilirliğini kabul eder, gözyaşlarını bulur. Ama ilişkide güvensiz hissediyorsa, anne çocuğun ağlamasını çeşitli sebeplerle engelliyorsa anne kabul etmediği için çocuk da incinebilirliğini kabul edemez. Dışardaki ilişkilerinde de aynı kalıpları arar, kendini aynı pozisyonda olduğu ilişkilere sokar. Bazı çocuklar vardır hep onları yönetecek başka çocuklar arar, bazıları da hep ezeceği çocuklarla olmak ister. Benim bu seminerden anladığım işte bu ilişkilerde çocuğunuz hangi pozisyonda olursa olsun sebebi ebeveyn olarak sizsiniz.

Çocuğunuz zorbalık yapıyorsa da sebebi kendinizde arayın, zorbalığa maruz kalıyorsa da!

Peki ne yapacağız? Çocuğumuzla konuyu nasıl konuşacağız?

Her iki pozisyonda da olayı regülasyon penceresinden, şefkatli bir yerden ele almalı…İlişkinin içinde olarak çocuğunuza sorunu sorun, sizinle konuşmak istemiyorsa “git” diyorsa gidin, biraz sonra yine yanına geleceğim deyin (yanınızda güvenli olduğunu hissettirerek). Bu süreçte iyi planlama yapmak gerekiyor. Size çeşitli yöntemler sunan önerilere rastlayabilirsiniz. Ama yöntemler siz konuyu içselleştirerek ele almadan faydasız. Mesela son zamanlarda herkesin dilinde olan “aynalama” yöntemi eğer gerçekten o an onu hissetmiyorsanız çocuğa da samimi gelmiyor. Çocuk ağlıyor, siz hah diyorsunuz aynalama yapayım “çok üzüldün anlıyorum”, ama çocuk sizin orda gerçekten onu anlamadığınızı fark ederse bu aynalama olmuyor, sadece “aynalama yapar gibi yapma” oluyor.

Çocuğumuz zorbalıkla karşılaştığı bir ortamda ise; eğer o ortamda biz tetiklenmeden “ebeveyn” olarak olabiliyorsak yanında olalım. Öte yandan günlük hayatta, ilişki içinde kendi mekanizmalarımız, duygularını söyleme kapasitesi, ağlama kapasitesi, karı-koca ilişkinize bir bakın. Sizin bu konulardaki durumunuz aslında çocuğunuzun yaşadığı duruma sebebiyet verecek temelleri mi besliyor? Yani ona “hayır” deme alanı veriyor muyuz? Hayır noktasında duygusunu dinliyor muyuz? “İstemiyorum” dediği anda duygusunda kalabiliyor mu? Evde bu duygulara izin verilen çocuk, dışarıda da duygularını çıkabilir. Çocuğumuzun ilkel ve duygusal beyin süreci içinde, o olgunlaşana kadar yani o yumuşak kalbi bulma, gözyaşlarını bulma, incinebilirliğini bulma ve defans mekanizmasını korumayı yaptıktan sonra zaten çocuğumuza dışarda görünmez bir koruma vermiş oluyoruz. Çocuğumuzla geç kalmadan yardım istemeyi konuşacağız. Yani hoşuna gitmeyen bir durumla karşılaştığında “hayır” deyip bir adım geri çekildiği halde arkadaşı devam ediyorsa, bir büyükten yardım isteyeceğini bilmeli. Bu arada da okuldaki öğretmen veya psikolog ile anne-baba ekip olarak olayı değerlendirmeli. Okulda bu konuda bir şey yapılmıyorsa, okul korumuyorsa, umursamıyorsa gerekirse çocuğumuzu korumak için okulu değiştireceğiz. Müdahale ile koruma farklı şeyler. Çocuğunuz okuldan gelip “Anne Ayşe bana böyle yaptı ” diye anlatırken siz de “sen de öyle yapsaydın ona” diyorsanız bu müdahaledir. Yani vurana sen de vur demek biz çözüm değildir. Görevimiz müdahale etmeden onu korumaktır.

Zorba olan çocuğun mutlaka terapiye ihtiyacı var, çocuğun hayatında mutlaka bu zorbalığı ortaya çıkaracak zorluklar vardır. Bu acıyı anlatmaya ihtiyacı var. Ne zaman ki güçlenip hayatını anlatabilecek o zaman hayatı değişecek. Çocuğunuz bu zorba olan çocukla karşılaştığında, siz anne-baba olarak içinizde bu çocuğa empatiyi bulabilirseniz kendi çocuğunuzun ona karşı başka türlü davranmasını sağlamada daha sakin durabilirsiniz. Bu çocuklara empati duyabilirsek verebileceğimiz destek başka türlü olacaktır.

“Vurmak yanlıştır” demek bir işe yaramaz, ilkel beynin çalıştığı ortamda duyulmaz. Çocuğa aile şiddet uygulamıyorsa zaten çocuğun içinden şiddet çıkmaz. Ama ilkel beyin devrede iken bir agresyon çıkıyorsa bu çocuğun regülasyonu bozuluyor demektir. Sokak oyunları artık olmadığı için çocuklar regülasyonda daha çok zorlanıyorlar. Çocuğun regülasyonunu sağlayacak ortamlar, dışarıda, parkta, bahçede vakit geçirecek alan/zaman sağlamalıyız. Ona kızmadan, bağırmadan hayal kırıklığını anlayabilirsek arkasından gözyaşları gelecektir. Gözyaşlarını bulmak da regüle olmayı sağlayacaktır.

Her olayda gözyaşlarına boğuluyorsa bir şeyler yolunda gitmiyor demektir. Mesela çocuk 6 yaşında böyle ise geri dönüp bağımlılık dönemini yeniden ona vermeliyiz. Yani aslında kendi kendine yapabildiği şeyler olsa da, bağımlılık dönemindeki çocukmuş gibi, sabah kalktığı andan itibaren onun daha iyi ağlamasını teşvik edecek, ağlamayı tamamen dışa vurmasını sağlayacak ebeveyn olacağız. Sen büyüksün kendi başına yersin uyursun gibi sözler söylemeden, küçük davranışları yapsa da hep güvende olduğunu ve orda olduğumuzu hissettireceğiz. Bu bir süreç. Burayı toparladıkça ağlamaları azalacak, yaşının davranışlarına geri dönecektir.

Seminerin sonuna doğru söz alan arkadaşım Zuhal’in kızıyla deneyimini de paylaşmak istiyorum;
“Kızım ilkokul 1.sınıfta. Bir kaç haftadır konuşma şekli değişti, “Nağğberrrr, napıyosuuun” gibi hiç hoş olmayan bir şekilde konuşmasını değiştiriyor. Bir süre bekledim eski haline döner mi diye ama dönmeyince sonunda sordum; “Nerden çıktı bu şekilde konuşma , mutlu mu ediyor bu şekilde konuşmak seni?”
Cevabı “Anne ben her zaman düzgün mü olmak zorundayım!?”

Sevgili Nilüfer dedi ki, ne kadar çok şey söylemiş size. Hayatın her gün yolunda gitmeyeceğini söyleyebilmesi harika bir şey! Bunu sizinle paylaşacağı şekilde güvende hissetmesi harika bir şey!

Ebeveynlik aslında düşündüğümüz kadar zor bir şey değil, yöntemlerle uğraşmayı bırakıp içgüdülerimizi dinleyebilsek, “ben burdayım” duruşunu yeniden yakalayabilsek aslında her şey akacak…

Montessori ve Kaynaştırma Eğitimini Geliştirme Derneği‘ne, Küçük Kara Balık Çocuk Evi‘ne ve Sevgili Nilüfer Devecigil’e teşekkürlerimle…


Yorumlar

  1. hande diyor ki: Nisan 18, 2016 at 3:41 pm

    Kalemine sağlık.cok güzel bir açıdan anlatmışsın semineri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir