Anne seni öldüreceğim! Çocuk

Melisa-485

Her bebeğin bir “manuel”i olsa keşke demişti geçen hafta bir arkadaşım. Hangisine ne uygun bilsek, ona göre davransak. Benim izlediğim yol, benim yöntemim “bebeğime iyi gelmedi sanki” gibi hissederken, aynı duyguyu başka bir arkadaşımın tamamen başka bir yol izlerken kendi çocuğu ile yaşadığını, hissettiğini fark ettim. Ben “ah keşke tutarlı bir uyku eğitimi vermiş olsaydım” derken o da “keşke uyku eğitimi vermeseydim” diyordu..

Aynı annenin (yani benim) iki çocuğunda aynı yöntemle, aynı sonuca ulaşamadığını da deneyip, bizzat yaşamış biri olarak “manuel” fikri bana pek bir sıcak geldi. Kardeş bile olsalar ikisinin yapısı hemen hemen her konuda çok farklı. İkisine de ayrı yaklaşım, ayrı tutum, ayrı  “manuel” gerekiyor.

Bir “manuel” olmadığına göre kendi kendimize bir “decoder” işlevimiz olmalı. İpuçlarını izleyip, bulmacayı çözmek de denebilir, kısaca “decoder annelik”. Bu çocuk neyi neden yapıyor, ne demek istiyor, ne hissediyor da böyle oldu, niye kendini yerlere atıyor ya da niye hiç tepki vermiyor… Bunu araştırıp bulan, şifreyi çözüp ona göre hareket eden anne kişisine “decoder anne” diyoruz. Dün akşam okulumuzda yeni başlayan, tadına doyum olmayan “Çatıkatı sohbetleri”nde bir arkadaşımın anlattığı deneyimi onun ne kadar iyi bir “decoder anne” olduğunu düşündürttü bana.

Eşi uzun bir iş seyahatinde olduğu için 4 yaşındaki oğluyla birlikte geçirdiği günlerden bir gün, çocuk annesinin yanına gelir ve der ki;

“Anne! Bana para lazım, senin çantandan alacağım, markete gidip kendime silah alacağım, sonra seni öldüreceğim böylece babamla birlikte yaşayacağız.”

Anne, çocuğunun küçük dünyasında, aslında babasını ne kadar özlediğini dile getiremeyip, bunu bu şekilde aktarabildiğini anladığını , her ne kadar içinden “tamam da canım ben neden ölüyorum siz babanla yaşayın” demek gelse de,susup sadece peki oğlum deyip konuyu kapatıp, geçtiğini anlattı. Biz büyükler için bile bir duyguyu kabul edip, onunla yaşamak, onu fark etmek ve kabul etmek bu kadar zorken çocuklar ne yapsın? Çoğu kez kendimi çocuklarıma “ya ne kadar saçma bir nedenden kendini yerlere atıyor, yani şimdi ne alakası var böyle yapmanın” deyip sinirlenirken buluyorum ama işte bir yandan da biliyorum bugün bir şey olmuş ve ona fazla gelmiş, çok yormuş, bir şey hissettirmiş, anlatamıyor çünkü kendi de anlamıyor neden böyle hissettiğini..Bu şekilde o anda çıkamayan duygu, bu saçma anda ortaya çıkıyor..Burda arkadaşımın yaptığı gibi “decoder anne” devreye girip, o şifreyi kırarsa rahatlayabiliyorlar. Şifre ise sakin kalmak. Bu sakinliğe şunlar da eşlik edebilir; “çok üzgün hissediyorsun seni anlıyorum ya da çok kızgın hissediyorsun görüyorum, biraz sarılmak ister misin?” ya da; “şu an ağlamak istiyorsan ağlayabilirsin, ben yanında durabilirim, ya da yalnız kalmak istersen de ben seni bekleyebilirim” Bu şifreyi kırdıktan sonra asıl sorun nedir, ulaşmak ve anlamak daha kolay.

Ama o şifreyi kırmak her zaman o kadar kolay değil…Hele bir de kendi şifrelerin orda öylece kırılmayı bekliyorken.

 


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir